UZUN ve SICAK YAZ MEVSİMİNDE ORUÇ

  • 31 Temmuz 2016
  • 62 kez görüntülendi.
UZUN ve SICAK YAZ MEVSİMİNDE ORUÇ

UZUN ve SICAK YAZ MEVSİMİNDE ORUÇ

Uzun ve sıcak yaz günlerinde oruç tutmak bize Tebük harbini hatırlatmaktadır. Zira o savaş da kıtlığın, kuraklığın, şiddetli sıcakların hüküm sürdüğü uzun yaz günlerine rastlamıştı. Ayrıca hurmaların hasat zamanı idi. İnsanların hurma gölgeliklerinde serinleme ihtiyacı duydukları bir mevsimdi. Gölgeliklerde dinlenmek varken açlık ve susuzluğun söz konusu olduğu uzun bir sefere çıkmak zayıf imanlıların göze alabilecekleri bir iş değildi. Onun için bazıları ağırdan aldı, bazıları da mazeret ve bahane üretmeye kalkıştı. Zira gidilecek mesafe yaya yürüyüşüyle tam 14 günlük yoldu. Yüce Allah ağırdan alan müminleri kınayıp uyardı: “Siz ey iman edenler! Size ne oluyor da Allah yolunda savaşa çıkın denildiğinde yere çakılıp kalıyorsunuz? Yoksa ahretten vazgeçip dünya hayatına mı razı oldunuz? Ama unutmayın bu dünya hayatının sefası ahrete nispetle pek azdır.”(Tevbe, 38) ayet-i kerimeden de anlaşılacağı üzere Allah yolunda zorluğa katlanamamanın ana sebebi tembellik ve dünya sevgisidir. Hadis-i şerifte de belirtildiği gibi bütün hataların başı da zaten aşırı dünya muhabbetidir.

Tebük savaşında gevşeklik gösterenler genellikle münafıklardı. Aşırı sıcaklığı bahane edenler için Yüce Mevla cehennemi hatırlatmış ve şöyle buyurmuştur: Onlar Resulullah’a muhalefet ederek oturup kalmalarına sevindiler ve mallarıyla canlarıyla Allah yolunda cihat etmeyi hoş görmediler ve: bu sıcakta savaşa çıkmayın, dediler. Onlara de ki: Cehennem ateşi daha sıcaktır. Keşke anlasalardı!” (Tevbe, 81)

Tebük savaşıyla sıcak yaz günlerinde oruç tutma arasında ne münasebet var? denirse buna verilecek cevap gayet açıktır. Zira ikisi de cihattır. İkisi de ciddi birer imtihan konumundadır. İkisinde de açlık, susuzluk ve meşakkat söz konusudur. Uzun günde oruç tutamayan, nefsine hükmedemeyen kimse kısa günde bile düşmana karşı savaşamaz. Başta oruç olmak üzere bütün ibadetler şeytana ve düşmana karşı savaşta birer hazırlık ve talim mesabesindedirler. Oruç tutmayan düşmana karşı nasıl direnebilir? Zekât vermeyen Allah yolunda nasıl mal sarf edebilir? Namaz kılmaktan üşenen cephede nasıl direnebilir?

ÖNCE ZAHMET SONRA RAHMET:

Zor zamanda imtihan kazanmaya dair çarpıcı bir misal arz edelim: Ashab-ı kiramdan Ebû Hayseme dürüst ve samimi bir mümindi. Böyle olmakla beraber Tebük seferinde Hz. Peygamber’den geri kalmıştı.

Resulullah Medine’den Tebük’e hareket ettikten günlerce sonra çok sıcak bir günde ev halkının yanına dönmüş, iki hanımını bahçesindeki serin iki çardak içinde bulmuştu. Her bir hanım çardaklarını ıslatarak serinletmiş, kocaları Ebu Hayseme için su soğutmuş, yemek hazırlamışlardı.

Ebu Hayseme bahçeye girip çardakların kapısı önünde dikildi. Hanımlarına ve kendisi için hazırlananlara baktı ve:

“– Subhanallah! Geçmiş ve gelecek bütün günahları bağışlandığı halde Resulullah yakıcı güneşin, rüzgâr ve sıcağın altında silahını boynunda taşısın da Ebu Hayseme serin gölgede yemeği hazırlanmış, iki güzel hanımının yanında, mülkü içinde oturup dursun bu reva mıdır? Vallahi Resulullah’a kavuşmadıkça hiçbirinin çardağına girmeyeceğim. Hemen yol azığımı hazırlayın” dedi.

Azığını hazırlayıp devesini yanına getirdiler. Ebu Hayseme devesini ıhtırdı, azığını alıp yola koyuldu. Hanımları konuşmak istedilerse de onlara cevap vermedi. Yolda Ümeyr b. Vehb’e rastladı. O da Resulullah’ı bulmak istiyordu. İkisi yoldaş oldular.

Tebük’e yaklaştıklarında Ebu Hayseme, Umeyr’e: Ey Umeyr! Ben günahkârım sen ise günahsızsın. Ben senden önce Resulullah’a ulaşmalıyım dedi ve hayvanını sürüp gitti. Hz. Peygamber (sav) o sırada Tebük’te konaklamış bulunuyordu. Ebu Hayseme yaklaşınca Müslümanlar: İşte bakınız yolda bir süvari geliyor, dediler. Hz. Peygamber de: “Ebu Hayseme olmasın, onun olmasını isterdim” buyurdular. Ashab da: Ebu Hayseme’dir ya Resulallah! dediler. Nihayet Ebu Hayseme Resulullah’ın yanına geldi, devesini ıhtırıp selam verdi. Efendimiz ona: “Ebu Hayseme! Sen helake yaklaşmış gitmiştin” dedi. O da olup bitenleri haber verdi. Efendimiz ona hayır duada bulundu.

İmtihan kazanmak kolay değildir. Tebuk savaşı sebebiyle niceleri helak oldu. Bazıları da kıl payı kurtuldu. İmtihan; açlık, korku, iflas, ölüm, maldan candan geçme gibi zor şeylerle yapılır. Kolayı yapmak için yiğitlik gerekmez. Yiğitler zor zamanda belli olur. Ayette de belirtildiği gibi “Şayet yakın bir dünya menfaati ve kolay bir sefer olsaydı elbette sana tabi olurlardı. Fakat bu zorlu yolculuk onlara pek uzun geldi.”

Başta da belirttiğimiz gibi kışın serinde 8-10 saatlik bir zamanda oruç tutmak kolaydır. Geceler uzun olduğu için teravih kılmak, sahura kalkmak da kolaydır. Fakat unutmamak gerekir ki; zorun karşılığı olan kazanç, kolayın karşılığı olan kazançtan daha değerlidir. Zorlukları aşmanın yolu güçlü bir imanın neticesindeki sabır ve azimdir. İman güçtür. İnanan güçlüdür. Allah’ın sonsuz mükâfatına inanan kimse geçici sıkıntıları önemsemez. İşin sonundaki büyük kazancı düşünerek dünyevi küçük kazançların zebunu olmaz.

Mümin olduğunu söylediği ve ciddi hiçbir mazereti olmadığı halde kısa günlerde oruç tutmayanlara bile şahit olduğumuz gibi, cam fabrikasında tuğla fabrikasında 60-70 derece sıcağın içinde uzun günlerde oruç tutanlara da şahit olduk.

Demek ki bütün mesele iman ve azim meselesidir. Oruç için bahane üretip de küçük bir dünya menfaati için 24 saat aç kalmayı göze alacak nice insanlar vardır. “Oruç sırf benim rızam içindir. Orucun mükâfatını da ancak Ben takdir ederim” hadis-i kutsisine kulak verenler, oruçlulara mahsus reyyan kapısından cennete girmek ve en büyük kazanç olan ilahi rızaya kavuşmak için iman ve ihlâsları sayesinde uzun günleri kısaya, sıcakları serinliğe çevirirler. Böylece dünyanın sıcaklığını cennetin serinliğine döndürmüş olurlar. Yüce Mevla bizlere zorlukları kolaylığa çevirme irade ve azmi bahşetsin. (Ali Rıza Temel)

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
%d blogcu bunu beğendi: