Sahabede Peygamber Sevgisi (Örnek Olaylar)-1

  • 31 Ağustos 2016
  • 452 kez görüntülendi.
Sahabede Peygamber Sevgisi (Örnek Olaylar)-1

“Canım sana feda olsun ya RESULALLAH!”
Mekke ve Medine semalarında sürekli yankılandı bu sözler…
Hz.Muhammed (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’i yakından tanıyan Sahabe efendilerimiz büyük bir aşk ve heyecanla O’nu adım adım takip ettiler. Her tavrını, bakışını, duruşunu, tebessümünü zihinlerine nakşettiler. Gördüklerini, duyduklarını aynen yaşadılar. Allah Resûlü’nün (s.a.v) rengine boyandılar. Sevgilerini imanla yoğurup yansıttılar. Efendimizin arkadaşları (sahabeler), Efendimiz için candan geçtiler. Mallarını mülklerini onun uğruna seve seve feda ettiler. “Anam babam sana feda olsun” sözü dillerinden ve gönüllerinden hiç eksik olmadı.Çünkü Resulüllah onlara canlarından daha yakındı.ALLAH (Celle Celaluhu) buyuruyor ki: “Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır.” (Ahzâb Sûresi, 6.ayet) İşte bu ayetteki hakikat sahabelerin aynasında ma’kes buldu.Candan canandan geçti Sahabiler. Gönülleri Resul aşkıyla yandı tutuştu.Onlar Allah’ı çok sevdiler.Allah’ın en sevdiğini de çok sevdiler.

Onu candan öte sevdiler.Ve bize örnek oldular…
İşte sahabelerin dünyasından dünyamıza ışık olacak birkaç hatıra…
ALLAH AŞKINA SÖYLEYİN, PEYGAMBERİM HAYATTA MI?
 Uhud Savaşı’nın en yoğun olduğu anda Mekkeli Müşrikler, Müslümanların moralini bozmak için bir  yaygara kopardılar : Muhammed (s.a.v) öldürüldü!
Bu haber Medine’de çalkalanınca, Uhud’a iki evladını, kocasını ve babasını gönderen ve “Gidin ve Peygamber sallallahu aleyhi vesellemi canınız pahasına koruyun. Vallahi, O’nun saçının teline zarar gelirse yüzünüze bakmam!” diye, son sözünü söyleyen Hz. Sümeyra’ya kadar ulaştı.Bir anda koşmaya başladı Sümeyra… Koşuyordu… Aklı başından gitmiş, hıçkırıklara boğulmuştu bir anda. Uhud Meydanına ulaştığında, Sümeyra’nın bu halini gören bir Sahabi seslendi:
“Sümeyra bu tarafa doğru gelsene, bak baban şehid oldu. İşte şurada.”
Sümeyra yaşlı gözlerle o tarafa döndü, konuşmakta zorlanıyordu, verdiği cevapla Peygamber sevgisi nasıl olur, nasıl yaşanır bizden öğrenin, dercesine haykırdı tüm zamanlara: “Babamı neyleyeyim! Siz, bana Rasulullah’tan haber verin.

O nasıl?” Koşmaya devam etti. Uhud’un ortasına varmıştı artık. Bu sefer başka bir sahabinin sesini işitti “Sümeyra ne mutlu sana ki şehit anası oldun; bak iki evladın şurada yatıyor şehit oldular.”Sümeyra’nın evlatları şehit olmuş, umurunda bile değil, onun tek derdi var; Hazret-i Peygamberin iyi haberini duyabilmek. Yine aynı cevap “Evlatlarımı neyleyeyim! Allah aşkına söyleyin, Peygamberim hayatta mı?”
Hz. Sümeyra da vazgeçmişti tüm sevdiklerinden. Biraz sonra, biri daha seslenecekti “Sümeyra kocan da şehit oldu!”Cevap aynı, sevda aynı, muhabbet aynı… Zerre kadar kalp ibresinde sevgi adına sapma yok: “Kocamı değil, siz bana, Hz. Rasulullah hayatta mı ondan haber verin!”Nihayetinde müjdeli haber gelir ve Sümeyra’nın kalbi, bu sefer kuş misali çarpmaya başlar, gözyaşları sel olur düşer  toprağa…“Evet, Hz. Muhammed (s.a.v) sağdır, yayılan haber yalandır, sadece yaralanmıştır.” Hz Sümeyra  durur mu hiç, yalvarırcasına seslenir;
“Beni Peygamberimin yanına götürün!”
Sümeyra, Hz.Muhammed’in çadırına götürülür. Dizlerinin bağı çözülür o anda yığılır kalır, ıslak ıslak gözlerle, Hz. Peygamber e bakar ve sevgide yaşanacak son sözünü söyler: “Ey Allah’ın Rasulü! Bana dediler ki baban şehit oldu, dediler ki evlatların şehit oldu, dediler ki kocan şehit oldu. Sizi sağ gördüm ya, artık dünya yıkılsa Sümeyra’yı üzmez.”O gün hem yetim hem şehit anası olan ve dul kalan hanım sahabi olarak ismi tarihe yazıldı.
FEDAKAR ARKADAŞ: HZ.EBUBEKİR>>Mekke’de İslam’ın ilk yıllarında Müşrikler tarafından feci şekilde dövülen ve bayılan Hz.Ebubekir kendisine gelince etrafındakilere “Resulullah nasıl?” diye sormuştu.

Hz.Muhammed’in hicreti esnasında, yanında en yakın arkadaşı Hz. Ebu Bekir vardı. Yolculuklarının ilk üç günü Mekke yakınlarındaki Sevr Mağarası’nda geçti.Bir defasında Efendimiz, iyice yorulmuş ve başını Hz. Ebu Bekir’in dizine dayayarak uyumuştu. Hz. Ebu Bekir biraz sonra ayağında şiddetli bir ağrı hissetti. Evet, ayağını yılan ısırmıştı. Fakat o, Hz. Muhammed’in uykuda olduğunu görünce, sırf Efendimiz rahatsız olmasın diye ayağını hiçbir şekilde hareket ettirmedi. Hz. Ebu Bekir bir insandı, onun da canı acıyordu; öyle ki yüreğindeki acı kısa sürede gözyaşı halinde akmaya başladı. Gözlerinden akan damlalar o esnada uyuyan Hz. Peygamber’in mübarek yanaklarına değince Peygamberimiz uyandı. Hz. Ebu Bekir durumu ona anlatınca Hz. Muhammed, yılanın soktuğu yeri tükürüğüyle meshederek dua etti. Biraz sonra acı kaybolup gitmişti.

İşte gerçek arkadaşlık, işte gerçek dostluk, işte asıl vefa, işte hakiki  samimiyet…Fazla söze ne hacet. Hz. Ebu Bekir’in bu  mükemmel davranışı dostluğu her yönüyle tanımlar niteliktedir.

 

BİZ ORDA OLSAYDIK TALHA GİBİ DAVRANIR MIYDIK?
Uhud Savaşı’nda bir ara müşrikler,  Resûlullah’ın dört tarafını sarmıştı. Hz. Talha bin Ubeydullah sağa sola dönerek kılıcıyla onları uzaklaştırmaya çalışıyordu.
Bir ara, müşriklerin keskin nişancı okçularından Malik bin Zübeyr, Efendimize nişan alıp bir ok attı. Hz. Talha, bu okun Kâinatın Efendisine isabet edeceğini anlayınca, buna mâni olmak için, elini oka hedef tuttu. Son sürâtle gelen ok, parmağını delip, elini çolak yaptı. Hz. Resûlullahı korumak uğrunda müşriklerden gelen kılıç darbelerine ve oklara vücudunu siper eden Hz. Talha’nın baş ve gövde damarlarından biri kesildi. Gövdesi yaralar içinde kaldı. Fazla kan kaybından bayılıp yere düştü. Kendisine geldiğinde yaralarının acısı, sızısı umurunda değildi. Şahsını düşünmüyordu. Sorduğu soru elbette ki belliydi: “ Resulullah ne yapıyor? O sağ olduktan sonra her musibet bizim için bir hiçtir.”
Peygamber Efendimiz, bu kahraman sahabe için;“Yeryüzünde gezen Cennetlik bir kimseye bakmak isteyen, Talha bin Ubeydullah’a baksın.” buyurmuştur.

BİLAL EZAN OKUYAMAZ OLDU>>Hz. Bilâl (ra), Resûlullah’ın vefatından sonra her nereye gittiyse, O’nun (s.a.v) geçtiği yerleri görüyor, O’nunla geçirdiği günler, gözlerinin önünden hiç kaybolmuyor, bu yüzden Medine sokakları ona dar geliyordu. Bu sebeple Hz. Ebû Bekir’den (ra) izin alıp Şâm’a hicret etti. Bir gece rüyasında Resûlullah’ı gördü. Efendimiz ona:“-Ey Bilâl bu cefâ nedir, Beni ziyâret etme vaktin gelmedi mi?” buyurdular. Bunun üzerine Hz. Bilâl, büyük bir heyecanla yatağından fırlayarak hiç vakit kaybetmeden devesine bindi ve Medine’nin yolunu tuttu. Nebî’nin mübarek kabrini ziyaret etti. Efendimizin torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in yanlarına vararak onları bağrına bastı. Aşkından deli divane olduğu peygamberin râyihasını, onlardan doya doya kokladı. Onlar da bu fırsatı kaçırmadı ve Hz. Bilâl (ra)’den, biricik dedeleri sağken okuduğu gibi bir ezan okumasını istediler.Yüreği yanık Hz. Bilâl onların bu isteklerini geri çeviremedi, mescidin üzerine çıktı. İslam’ın o ilk yıllarında ezan okurken durduğu yerde, fakat bu sefer Resûlullah’ın huzuru manevîsinde ezanını okudu. Bilâl’in sesine hasret Medineli Müslümanlar onun sesini işitince, mescide doğru ağlayarak ve feryadü figan ederek koşmaya başladılar. Hz. Bilâl (ra)’in ezanı devam ettikçe halkın gözyaşları da artarak devam etti. Medine sokakları oluk oluk akan gözyaşlarına şahit olmuştu.

BEN BU HURMALARI YEMEM>>Bir gün bir sepet dolusu taze hurma getirip Peygamberimize uzattılar: “Turfanda hurma, henüz kimsecikler yemedi, ilk olarak zatınıza getirdik” dediler. Bunun üzerine Merhamet Peygamberi (s.a.v), oynayan çocukları gösterdi:  “Götürün bu turfanda hurmaları, şu oynayan çocuklar yesinler.

Ben komşularımın yemediğini yemem. Ne zaman komşularımız da turfanda hurma yemeye başlarsa işte o zaman getirin, ben de komşularımızla birlikte gönül rahatlığı içinde turfanda hurma yiyebilirim” buyurdu.

YA SENİ BİR DAHA GÖREMESEM>> Hz. Aişe (r.a) anlatıyor: Adamın biri Peygamber Efendimiz’e gelerek, “Yâ Rasulallah! Seni canımdan da, çocuğumdan da daha çok seviyorum. Evdeyken seni hatırlayınca evde oturamıyor, gelip sana bakıyorum. Ama benim ölümümle senin ölümünü düşündüğümde, senin cennete gireceğini, peygamberlerle olacağını düşünüyor, ben cennete girsem bile seni göremeyeceğim diye endişe duyuyor, bunun için üzülüyorum” dedi. Efendimiz sükût edip bir cevap vermedi. Bir süre sonra Hz. Peygamber (sas)’e Nisâ sûresinin 69. âyeti nazil oldu. Resûlullah (sas) âyet-i kerîmeyi ashâbına okudu ve “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” buyurdu. İşte inen o ayet:“Kim Allah’a ve Peygamber’e itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle ve salihlerle birliktedirler..Onlar ne güzel arkadaşlar…”

ALLAH’ım, SELAMIMI PEYGAMBERİME ULAŞTIR: Bedir Savaşından sonra, Müşrikler, sahabelerden Hz.Hubeyb’ esir alıp Mekke’ye götürmüşlerdi. On dört yaşında, henüz müslüman olmamış Said bin Amr şöyle anlatmıştır: “Ben de onların içindeydim. Hubeyb’i, öldürecekleri yere götürdüler, bu karmaşada Hubeyb’in sesini duydum: “Bana iki rekat namaz kılmam için müsaade etmiyor musunuz?” diye onlardan müsaade istedi. Müsaade ettiler; huşu (saygı) içinde, rükûlu ve secdeli iki rekat namaz kıldı ve müşriklerin reisine dönerek şöyle dedi: “Vallahi eğer ölümden korkarak namazı uzattığımı zannetmeyecek olsaydınız, namazı uzatırdım ve daha çok kılardım”
Hubeyb (r.a.) namazı kıldıktan sonra, herkes ona vurmaya başladı. Vücudu yaralar içinde kalmıştı. “Şimdi senin yerine Muhammed’in olmasını onun öldürülmesini ister misin, sen de evinde rahat oturasın” dediler. Hubeyb (r.a.): “Ben Muhammed aleyhisselâm’ın ayağına bir diken bile batmasına asla râzı olmam!” dedi. Müşrikler alay edip, gülüşerek, “Ey Hubeyb, İslâm dininden dön eğer dönmezsen seni muhakkak öldüreceğiz” dediler. Hubeyb. (r.a.), “Allah yolunda olduktan sonra benim için öldürülmenin hiç ehemmiyeti yoktur” dedi Onu tutup darağacına kaldırarak bağladılar. Yüzünü kıbleden başka bir tarafa çevirdiler. Yüzü bir anda dönerek kıbleye çevrildi. Müşrikler yüzünü başka tarafa çeviriyor, Hubeyb’in yüzü dönerek kıbleye yöneliyordu. Bu defalarca devam etti. O sırada duygulandı, kendisini çok yalnız hissetti. Peygamber Medine’deydi, o ise Mekke’de müşriklerin elindeydi.Resulün aşkı ile yanıyor, hasreti ile kül oluyordu.Bütün samimiyetiyle Rabbine yönelerek:

ALLAH’ım! Şuracıkta düşman yüzünden başka yüz görmüyorum. Resulullah’a selamımı iletecek kimsem yok. Allahım benden Resûlüne (s.a.v.) selâm ulaştır. Bize yapılan bu işi Resûlüne bildir..” diyerek duâ etti. “Esselâmü aleyke yâ Resûlallah” dedi. Hubeyb bu duayı yaptığı sırada sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), Ashâb-ı kirâmla(arkadaşlarıyla) oturuyordu. “Ve aleyhisselâm” (ona da selam olsun) dedi.

Sahabeler, “Ya Resûlallah (s.a.v.) bu selâmı kimin selamına karşılık verdiniz?” dedi. “Kardeşiniz Hubeyb’in selâmına karşılık, Cebrâil aleyhisselâm, Hubeyb’in selâmını bana ulaştırdı.” buyurdu  ve Hubeyb’in şehit edildiğini sahabelerine duyurdu.

KENDİMİ SANA TERCİH EDEMEZDİM: Yahudilerden biri, Peygambere komplo hazırlamak üzeredir. Bir koyun kızartıldı, büyük bir tepsiye konuldu ve bütün koyuna zehir döküldü.Akşam namazından sonra Hz.Muhammed’e “hediye” diye sunuldu.  Hz.Muhammed, eti yemeleri için arkadaşlarının (sahabelerin) önüne koydu. Allah Resulü ve orada bulunan Mübeşşir bin Bera etten birer parça aldılar. Peygamber (s.a.v), ağzındaki eti henüz yutmadan, etin zehirli olduğu ona bildirildi. Hemen ağzındaki eti attı ve sahabilerine: “Ellerinizi etten çekin, onu yemeyin” diyerek eti yemelerine engel oldu. Ancak o sırada ağzındaki eti yutan Mübeşşir,

-Vallahi Ya Resulallah, ben eti çiğnemeye başlayınca koyununun zehirlenmiş olduğundan şüphelendim. Ama senin eti yuttuğunu sanarak ağzımdakini yutmayıp dışarı atmayı uygun bulmadım. Kendimi sana tercih etmekten hayâ ettim.Senin yutup zehirleneceğin şeyi zehirlenmemek için ağzımdan atmayı sana saygısızlık olarak düşündüm.

Mübeşşir bin Berâ bu sözlerle, Sevgiliyi (s.a.v), kendine tercih etme konusunda tarihe altın harflerle yazılacak notlar düştü. Daha yerinden kalkmadan yüzü önce bembeyaz oldu, sonra morardı. Sonra da ruhunu Rabbine teslim ederek şehit oldu…

GÖZE GİREN TOZ DEĞİL: Uhud Savaşına katılanlardan biriside Katâde’dir. Bu mübarek sahabe çok sayıda yara aldı. Ancak, yaralarına aldırmadan ve özellikle Peygamber Efendimizi (asm) korumak maksadıyla her türlü gayreti gösterdi. Resulullah hangi tarafa yönelse veya hareket etse, o da hareket edip vücudunu siper ederek Peygamber Efendimizi (asm) korumaya çalıştı. Hatta yüzünü Peygamber Efendimizin (asm) yüzüne siper etti. İşte bu sıralarda gözüne isabet eden bir ok, gözünün çıkmasına sebep oldu. Yara üstüne yara aldığı halde savaşmaya devam eden sahabe, aldığı son darbenin etkisiyle dengesini kaybetmeye başladı. Onun bu durumu üzerine Peygamber Efendimiz dua etti: “Ey Yüce Rabbim, Katâde yüzüyle ve gözüyle Peygamberini korudu. Sen de ona daha güzel ve keskin gören bir göz nasip eyle!” ALLAH, sevgili Peygamberinin duasını kabul etmişti, orada büüyk bir mucize gerçekleşmiş, Katade eski gözüne daha sağlıklı kavuşmuştu.

AH KEŞKE ÖLEN BEN OLSAYDIM

Hz.Abdullah Zülbicadeyn (r.a) Müslüman olduktan sonra, devamlı Resulullah ile beraber kalmayı arzu etti ve ondan bir dakika olsun ayrılmak istemedi. Resulullah ile beraber kaldıktan sonra gece gündüz Kur’an okur, dua ve ibadetle meşgul olurdu. Bazı günler Resulullahın kapısına gider, oturur, tesbih ve tekbirle vakit geçirirdi. Hz.Ömer (r.a.) Resulullaha giderek, bu hareketin riya olup olmadığını sorduğunda, Hz.Peygamber,  “Ey Ömer, bırak onu. O, Allah’a dua eden, yalvaran kalbi  yanıklardandır.” Buyurdu.. Hz.Abdullah, Resulullah ile birlikte Tebük Seferine katıldı. Çok büyük kahramanlıklar gösterdi. Sonunda şehid oldu. Kabir kazma ve defin işiyle Peygamberimiz, Hz.Ebu Bekir ve Hz.Ömer meşgul oldu. Peygamberimiz onun naşını kabre koyduktan sonra, “Ey Allah’ım, ben ondan razıyım, Sen de ondan razı ol” diye dua etti.
Peygamberimiz onun vefatından müteessir olmuştu. Bunu gören Sahabiler , “Ya Resulullah, Abdullah’ın vefatına üzüldünüz” dediler. Peygamberimiz, “Evet çünkü o Allah ve Resulünü seviyordu” buyurdu.
Orada hazır bulunan Sahabilerden Abdullah bin Mes’ud, Peygamberin Abdullah’a olan sevgisini görünce (r.a.) der ki: “Ah keşke ölen ben olsaydım, Keşke şimdi şu kabrin sahibi ben olsaydım.”

CENNETE UÇARAK GİDEN SAHABİ: Hz. Cafer (ra), Hz. Peygamber(sav)’in amcası Ebû Tâlib’in oğludur. Hz.Ali (ra)’nin ağabeyidir. Mute Savaşı öncesi “Ya, Allah yolunda büyük bir zafer kazanıp Allah’ın dinine yardım ederim, veya Allah yolunda şehit düşerim“ diyerek ikinci komutan olarak 629 yılında üç bin askerle katıldığı Mute harbinde sayı ve teçhizat bakımından kendilerinden çok üstün olan Rum imparatorluğunun ordusuyla harb ederken 41 yaşında şehid oldu.Mübarek bedeninde doksandan fazla mızrak, ok ve kılıç yarası vardı. Peygamberimiz(sav) Hazreti Cafer(ra)’in şehadet haberini verdiğinde vefakar hanımın feryatları göklere yükseldi. Allah’ın Rasülü(sav) efendimizin de gözleri yaşlarla doldu. Hüzünle evden çıkıp, etrafındakilere şunları söyledi:-”Cafer ailesine yemek yapmayı ihmal etmeyin. Çünkü onlar kendi acı derdleriyle meşguller.”Hz. Cafer(ra)’in savaş meydanında iki kolunun da kesilmesi üzerine, şehadetinden sonra Rasûlullah(sav) ona Cennet’te iki kanat takıldığını haber vererek şöyle buyurmuştur:”Cafer’i, Cennet’te meleklerle birlikte uçarken gördüm.”Bundan sonra, kuş gibi kanatlanıp Cennet’te uçtuğu hadisle sabit olan Cafer(ra)’e “çok uçan Cafer” anlamında “Câfer-i Tayyâr” lakabı verilmiştir.

(Kaynak:Salih Suruç’un Siyer’i, Gülistan Dergisi, Candan Öte Sevmek)

Efendimiz (s.a.v) buyuruyor ki: “Yeryüzünde Allah’ın seyyah melekleri vardır; ümmetimin selâmlarını bana ulaştırırlar.”

ŞİMDİ SALAVAT ZAMANI

ALLAHümme salli ala seyyidina MUHAMMEDin ve alaali seyyidina MUHAMMED

Anlamı: ALLAH’ım, efendimiz Hz.MUHAMMED (sav)’e ve ailesine esenlik ver..

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
%d blogcu bunu beğendi: