NEDEN NAMAZ KILMALIYIZ?

  • 31 Ağustos 2016
  • 110 kez görüntülendi.
NEDEN NAMAZ KILMALIYIZ?

 

ALLAH (c.c) buyuruyor ki:

“İman eden kullarıma söyle: NAMAZI dosdoğru kılsınlar…” “Sabır ve Namazla ALLAH’tan yardım dileyin.

EFENDİMİZ (s.a.v) buyuruyor ki: NAMAZ Gözümün nurudur, cennetin anahtarıdır,  Müslümanın Miracıdır.  Namaz dinin direğidir. Onu terk eden, şüphesiz dini yıkmış olur”

NEDEN NAMAZ?

ALLAH’ın bize verdiği onca nimetleri bir an düşünsek (el,ayak,göz,sağlık,…), başımızı secdeden hiç kaldırmamamız gerektiğini anlarız…Mesela doğuştan iki gözü de kör birine, sadece bir gözünün görmesi karşılığında “namaz kıl” denilse, sizce o kişi namazını bir an bile olsa bırakabilir mi?  Sadece bir göz..

Ama bizde iki tane var ve daha çok nimet…  Onca nimet saymakla bitmez …  Neyi bekliyoruz daha…
Hadi şimdi TÖVBE ve NAMAZ ZAMANI.

Ebu Hureyre radıyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre;
Resulullah sallallahu aleyhi vesellem; ALLAH’ın şöyle buyurduğunu haber verdi:  “…Kulum kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli herhangi bir şeyle bana yakınlık kazanamaz. Kulum bana (farzlara ilâveten işlediği) nafile ibadetlerle durmadan yaklaşırsa nihayet ben onu severim. Kulumu sevince de (adeta) ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden her ne isterse onu mutlaka veririm, bana sığınırsa onu korurum.”  Kaynak: Buhari, Rikak 38.

Kur’an’ı Kerim’de en çok emredilen ibadet olan namaz, imandan sonra gelen en önemli ameldir. Mi’rac Gecesi ALLAH tarafından emredilen namaz, Rabb’imizin bize ihsan ettiği sonsuz nimetlere karşı en güzel şükür ve mü’minlerin ilk hesaba çekileceği emirdir.

Her şey önemi derecesinde vazgeçilmezdir. İslâm büyükleri, ölüm döşeğinde bile namazlarını kılmaktan vazgeçmemiştir. Ama biz, ahirzaman Müslümanları, hiçbir gerçek mazeretimiz olmadığı halde namazlarımızı terk edebiliyoruz.
Gereken önemi verseydik böyle durumlara düşer miydik? Yemekten,sudan, havadan vazgeçtiğiniz oldu mu hiç? Maddî hayatımızın devamı, bu ihtiyaçlarımızın karşılanmasına bağlıdır.     Onların önemi ve değeri, onları vazgeçilmez kılmıştır.
Mânevî hayatımızın canlılığının devamı da, başta namaz olmak üzere tüm ibâdetlerimizi hakkıyla yerine getirmemize bağlı olacaktır.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) ve yüce sahabeleri, Bedir Savaşının en şiddetli ânında bile namaz kılmayı ihmal etmemişlerdi. Canlarını kurtarmayı değil, sonu ölüm de olsa namazı tercih etmişlerdi.
Niçin? Çünkü biliyorlardı ki, canı korumak, canı bağışlayanın elinde. Namaz ise, canı verenin emri. Canlar cananının emrini hiçe sayan candan hayır gelir mi? Hem bütün canları elinde tutanın emri hiçe sayılarak o can korunabilir mi?

Eğer bir kimse, “Müslümanım” dediği halde namazını kılmıyor veya ihmaller gösteriyorsa ilk problemi bellidir:

Allah’a olan inancı sağlam değildir.
Çünkü insan bir ağaç veya bina gibidir. Onun kökü ve temeli, îmandır. Dalları ve duvarları ise, ibâdetlerdir.
Kökü hastalanmış bir ağacı dallarını ilâçlayarak kurtaramadığımız gibi, temelleri sarsılmış bir binayı da odalarını boyayarak tâmir edemeyiz. Bu örneklerde olduğu gibi, namazında ihmali olan bir mü’min de önce îmanını kuvvetlendirmelidir ki, namaza dört elle sarılsın.Her yerde hazır ve nazır olan ALLAH’ın, her an kendisini görüp gözettiğini çok iyi bilmelidir ki, hareketlerine çekidüzen versin ve namazını hiç bırakmasın.
Hepimiz, “Acaba güçlü ve sarsılmaz bir îmana nasıl sahip olabiliriz? Dünyamızı ve âhiretimizi aydınlatacak bu muhteşem gücü nasıl kazanabiliriz?” diye düşünmeliyiz.

Kendimizi, bile bile tehlikeye atamayız. Namazı ihmal etmenin dünyada ve ahirette bizi uğratacağı acıklı hâli bilmeyerek vurdumduymaz olamayız. Böyle bir umursamazlık bize yakışmaz. İnsan varlıkların en akıllısı, sonunu en iyi düşüneni ve çıkarını en fazla kollayanı değil mi?
Namaz, kılındığında en fazla sevap kazandıran, ihmal edildiğinde ise en büyük azaba sebep olan bir ibâdet olduğuna göre, her gün namazı düşünmemiz, her gün bir adım daha ilerlememiz gerekmez mi?

Hangimiz bu sonsuz hayatı kaybetmek isteriz? Müslüman olduğunu söyleyen hangi insan, “Ben son nefeste imansız gitsem de olur” diyebilir? Aksine, bütün dualarımızda hüsn-ü hâtime (iyi son) için, imanla ölmek için dua etmiyor muyuz?
İşte o müthiş imtihanın ilk sorusu iman, ikincisi namazdır.

♥ Hz.Muhammed (s.a.v)’in,  geceleri ayakları şişinceye kadar namaz kıldığını gören Hz.Ayşe:“Ey Allah’ın Resûlü, geçmiş ve gelecek günahların bağışlandığı halde niçin böyle yapıyorsun?” diye sorunca; “Ey Âişe! Rabbime çok şükreden bir kul olmayayım mı?” karşılığını vermiştir.

♥ Hz. Aişe (r.a) anlatıyor: Rasulullah (s.a.v) bizimle konuşur, biz de onunla konuşurduk. Ama namaz vakti gelince sanki bizi tanımıyor gibi bir hale gelir, bütün varlığıyla Allah’a yönelirdi.

ÖYLE BİR SURE OKUYORDUM Kİ: Peygamberimiz (s.a.v) ve ashabı Zâturrikâ’ Gazvesine çıkmışlardı. Bir yerde mola verildi ve Peygamberimiz Abbâd bin Bişr (r.a.) ile Ammar bin Yasir’i (r.a.) bir geçidin girişine nöbetçi tayin etti.Bu iki zat geçidin ağzına gelince Ammar yattı, Abbâd ise namaz kılmaya başladı. Onları izleyen bir müşrik, namaz kılan Abbâd’ın silüetini görünce derhal bir ok attı ve ok eliyle koymuşçasına hedefini buldu. Ancak Hz. Abbâd, oku eliyle çıkarıp namaz kılmaya devam etti. Müşrik onun namaz kılmaya devam ettiğini görünce okun isabet etmediğini sanarak tekrar ok attı. Derken üçüncü kez ok attı. Çünkü Abbâd namaz kılmaya devam ediyordu. Bir müddet sonra arkadaşı uyandı. Müşrik onların iki kişi olduklarını görünce kaçtı. Ammar, arkadaşından akan kanları görünce:
“Sübhanellah! Sana ilk oku atınca beni niye uyandırmadın?” diye sordu. Abbâd’ın verdiği cevaba dikkat edin:
“Öyle bir sure okuyordum ki, kesmek istemedim.”
İşte sahabenin dünyasında namazdan daha önemli bir ibadet, ondan daha değerli bir davranış yoktu. Onun uğruna canlarını, mallarını, her şeylerini feda etmekten çekinmezlerdi.

PEYGAMBER KIZIYIM” DİYE GÜVENME KENDİNE: Hz. Fatıma, henüz süt emmekte olan Hz.Hüseyin hastalandığı için sabaha kadar uyuyamamıştı. Evlâdının inleyişi karşısında gözlerine sabaha kadar uyku girmedi. Hz. Hüseyin sabaha doğru bir ara uyur gibi olduğunda, Hz. Fatıma bulduğu ilk fırsatta kâinatın sahibine yönelerek sabah namazını kılmıştı.Sonra, camide sabah namazını kıldıran Peygamber Efendimiz, âdeti üzere onun evine gelmişti. Hz.Fatıma’yı uyur vaziyette görünce, onun sabah namazını kılmadığını sandı: Ey kızım Fâtıma, Peygamber kızıyım diye sakın namazı terk etme! Beni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, namazını vaktinde kılmadıkça cennete gireceğini zannetme, diyerek, namazın hiçbir şekilde ihmal edilemeyeceğini belirtti. Buna karşılık Hz. Fatıma: “Canım babacığım, sabaha kadar uyumadım. Sabah namazını kılıp yattım” deme gereği duydu. O zaman Efendimiz, sevgili kızını şöyle müjdeledi: “Müjdeler olsun sana kızım! Âhirette böyle sıkıntılar görmeyeceksin.”

GİT, NAMAZINIZI YENİDEN KIL: Resulullah (s.a.v) Mescide girdi, arkasından bir adam da girdi ve namaz kıldı, sonra Resulullah’a gelip selam verdi. Hz. Peygamber, selamını aldı ve kendisine “Git yeniden namaz kıl, çünkü sen namaz kılmadın” diye buyurdu. Adam gitti daha önce kıldığı gibi kıldı, sonra gelip Resulullah’a selam verdi. Hz. Peygamber, selamını aldı ve kendisine yine “Git yeniden namaz kıl, çünkü sen namaz kılmadın” diye buyurdu. Adam üçüncü defa namazı kıldıktan sonra. “Ya Resulallah! Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, ben bundan daha iyisini yapamıyorum.” dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v) -özetle- namazı tadil-i erkanla (hareketlerini düzenli-yavaş yaparak) nasıl kılınacağını açıkladı. (Kaynak: Müslim, Salat, 45)

ÇOK SECDE ET, PEYGAMBERE ARKADAŞ OL: Rebîa b. Ka’b anlatıyor: “Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem ona olan hizmetimden çok memnun olduğu ve üşenmeden hizmetine koştuğum için bir gün bana:- Ey Rebîa! Benden var mı bir isteğin, buyurdu.
– Düşünmem için biraz müsaade eder misin ya Resulallah? Daha sonra sana bildireyim, diye izin istedim. Allah Resulü müsaade edince, uzun uzadıya düşündüm. Anladım ki dünya geçici, sonu gelecek bir yer. Orada bana yetecek kadar rızık var ve bu rızık bir şekilde bana gelecek. Ben Allah Resulünden ahiretim ile ilgili bir şey isteyeyim. O da ‘Allah katındaki yerim olsun’ dedim. Kararımı kesinleştirince Allah Resulüne gittim. Allah Resulü beni görünce: “Ne yaptın ey Rebîa, düşündün mü?”
Evet, ya Resulellah! Ahirette sana arkadaş olmak istiyorum.” dedim. Kainatın Güneşi (s.a.v) “Bunu sana kim öğretti?” diye sorunca ben, “Kimse öğretmedi. Sen bana ‘İste, vereyim!’ buyurdun. Senin Allah katındaki yerini bildiğimden, biraz düşününce dünyanın geçici olduğunu, rızkımın verileceğini gördüm. Onun için kendi kendime ahiretim için bir şey istemeye karar verdim. Allah Resulü uzun bir süre düşündü, sonra: – Yapayım. Ancak sen de ÇOK SECDE ederek bana yardımcı ol, buyurdu. ( Kaynak: Müslim, İbn Manzûr…… )

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
%d blogcu bunu beğendi: