Kalbimize Huzur: DUA

  • 31 Ağustos 2016
  • 95 kez görüntülendi.
Kalbimize Huzur: DUA

RABBİMİZ ( Celle Celaluhu) Buyuruyor ki:

>>>”Kullarım sana beni sorduğunda söyle onlara ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde kullarım da benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulurlar.” (Bakara Suresi 186.ayet)

>>>”Rabbinize gönülden ve için için yakararak dua edin.”
( A’raf Suresi, 55.ayet)

>>>”Bana dua edin size icabet edeyim, cevap vereyim.”

( Mümin suresi, 60.ayet)

>>>“insanlara de ki, duanız olmasaydı Allah katında ne ehemmiyetiniz vardı.”                                 ( Furkan suresi, 77.ayet)

Canımız PEYGAMBERİMİZ ( Sallallahu Aleyhi Vesellem) Buyuruyor ki:

>>>”Dua ibadetin özüdür. Allah katında duadan makbul ve kıymetli hiçbir şey yoktur.”

>>>“Dua rahmetin, abdest namazın, namaz cennetin anahtarıdır.”

>>>”Allah’ın fazlından isteyin. Allah kendinden istenilmesini sever.”

>>>”Kul duasında şu üç şeyden birisini mutlaka kazanır: Ya duası sayesinde günahı bağışlanır, ya dünyada mükafatını alır veya ahirette mükafatını kazanır.”

 

DUA NEDİR? Dua Arapça bir kelime olup çağırmak, birisine mesaj vermek, onunla irtibat kurmak manalarına gelir. Özel kullanımı esas alındığında ise, kulun Allah’a yalvarması, halini arzetmesi, içini dökmesi, ihtiyaçlarını dile getirmesi demektir.

Dua Fiili ( davranışsal ) ve Kavli ( Sözlü) diye ikiye ayrılır… Fiili dua, isteklerimiizn olması için çaba sarf etmektir. Tevekkül fiili ve sözlü duanın bir araya gelmiş halidir. Tevekkül eden Müslümana Mütevekkil denir.
Dua günümüzde sadece beş vakit namazın veya belli bir kısım ibadetlerin sonuna sıkıştırılarak küçültülmüştür. Öncelikle dua, imanın en önemli göstergelerinden birisidir. Duâ, Allah ile kul arasında kuvvetli bir bağdır. Başka bir ifade ile, kulun düşüncesinin Rabb’e arz edilmesi şeklidir duâ.Kul erişemeyeceği ve iktidarıyla elde edemeyeceği her şeyini, mutlak iktidar sahibi olan Kadîr-i Mutlak’tan ister; işte bu isteğin adıdır duâ. O, helezonlar hâlinde kuldan Rabb’e yücelen tatlı bir nağmedir…
Duâ imanın en berrak bir göstergesi olduğu gibi aynı zamanda kulluktur, ibadettir. Hatta Peygamber Efendimizin (asm) beyanıyla ibadetin özüdür o. Duâ Rabb’e dönüş ve yönelişin adıdır. Yine duâ, kuldan Rabb’e yükselen kulluk nişanı, Rab’den kula inen rahmet simgesidir. Daha doğrusu o, Allah’la kul arasında olan münasebetin tam odak noktasıdır. Kulluktan bahsedilen bir yerde, duâdan bahsetmemek mümkün değildir.

TÜM KAİNAT DUA EDER: Dua kulluğun simgesi ve başlı başına bir ibadet olduğuna göre sadece insana has bir olgu değildir. Bu yönüyle kainattaki bütün mahlukat onunla ilgilidir. Toprağın bağrına atılan bir tohum, çatlamak, başını topraktan çıkarmak ve güneşe doğru filizlenmek için dua eder. Ama biz onun dilini anlamayız. Yumurtaları üzerinde yatan kuş, yavruları için dua eder. Ama kendi lisanında. Ağaçlar, mevsimi geldiğinde meyve vermek için dua ederler. Ama insan bunun farkında değildir.

İşte müminin kainata bakışı budur. Kur’an-ı Kerim’de buyrulur ki: ALLAH Buyuruyor ki: “Kainatta hiçbir şey yoktur ki hamd ile Allah’ı tesbih etmesin, Onu anmasın, Ona dua etmesin. Fakat siz onların bu tesbihlerini, zikirlerini, dualarını anlamazsınız.”

Peygamberimiz (asm) hayvanların kendi dillerince Allah’ı andığını söyler. Evet Allah’tan korkan taşlar, insanları seven dağlar, Allah’ı zikreden canlı veya cansız mahluklar. Müminin kainata bakışı budur. Biz bu mahlukatın dillerini anlasaydık fırtınalı denizin “Ya Celil, Ya Celil” diye zikrettiğini duyacaktık. Dillerini anlasaydık, kedilerin “Ya Rahim, Ya Rahim” diye dua ettiğini işitecektik. Yani sözün kısası sadece insanlar dua etmez. Bütün mevcudat, bütün varlık kendi dilinde dua eder.

 

 

 

Allah’ın bütün sevgili kulları duadan bir an bile uzak kalmamışlardır. Mesela Kur’an’da peygamberler anlatılırken hep onların dualarına dikkat çekilir ve onların dua insanları oldukları vurgulanır. Hz. Adem (as) dua eder ve hatası affedilir. Hz. Nuh (as) o denli gürül gürül dua eder ki, onun duası neticesinde tufan gerçekleşir ve o da tufan peygamberi olur. Hz. İbrahim (as) dua dua yalvarır ve atıldığı ateş ona serinlik verir.

Hz. Musa (asm) her dem dua halindedir ve duasıyla kardeşi Hz. Harun (as), bir insana lutfedilen en büyük makama mazhar olur, yani peygamber olma şerefiyle şereflendirilir. Hz. Yunus (as)’un, Hz. Eyyub (as)’un ne hazin duaları vardır. Hz. Zekeriya (as), Hz. İsa (as) hep dua insanlarıdır. Ve Peygamber Efendimiz (asm), ömründe bir an bile duadan uzak olmamıştır. Peygamber Efendimizin (asm) duaları bir araya getirildiğinde oldukça hacimli bir dua mecmuası ortaya çıkmaktadır.

ALLAH RAZI OLSUN: Bizim ne güzel adetlerimiz vardır. Birisinin bir iyiliğini gördüğümüzde “Allah razı olsun!..” deriz. Bu üç kelimelik basit cümle aslında en önemli duayı ifade etmektedir. Keşke hep birbirimizle karşılaştığımızda ve ayrılırken birbirimize böyle desek. Keşke her telefon konuşmamız bu duayla son bulsa. Facebooktaki mesajlarımız bu duayla süslense…  Keşke her radyo programı, televizyon programı bununla açılsa kapansa. bu kadar sık karşılaştığımız bu duadan birisi kabul edilince, ahirette beratımızı aldık demektir.

BİRBİRİMİZE DUA EDELİM: Mü’min bencil değildir. Biz dualarımızda kendimiz için istediklerimizi en yakın daireden başlayarak ailemiz için de istemeliyiz. Peygamber Efendimiz (asm) bize bunu talim buyurmaktadır. Daha sonra akrabalarımız, komşularımız, tanıdıklarımız adına da dua etmeliyiz. Bu, mü’min olmanın gereğidir.

DUAMIZ KABUL OLUR, YETER Kİ İNANALIM: Bize şahdamarımızdan yakın olan Rabbimiz, bizi bizden iyi bilmektedir. Dolayısıyla bir şey istediğimizde, o şeyin bizim için hayırlı olup olmayacağını da en iyi O bilir. Mesela erkek evlat isteyen bir kula Hz. Meryem gibi bir kız evlat lutfedildiğinde duası kabul olunmadı denmez. Allah daha hayırlısını verdi denir. Yine mesela ben mal istediğimde Allah’ın bana nasib edeceği mal benim Karun gibi yerin dibine batmama sebep olacaksa, Allah’ın beni fakir yaşatması Onun ayrı bir rahmet tecellisidir.

Duaların kabul olmasında günahlardan tövbe etmek ve kul haklarını ifa etmek çok önemlidir. Onun için çevremizdekilerle helalleşmeli ve dualarımızı istiğfar ve tövbe ile bezemeliyiz.

Duanın kabul edilmesinin olmazsa olmaz şartlarından biri helal lokma, helal kazançtır. Bununla ilgili olarak Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) bir hadislerinde, uzun bir yolculuğa çıkmış, saçı başı dağılmış, toz toprak içinde kalmış bir adamı örnek vererek şöyle buyurur: “Bu adam ellerini semaya kaldırmış, ‘Ya Rabbi, Ya Rabbi!’ diye yalvarmaktadır. Oysa yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, gıdası haramdır!  Onun bu hâldeki duası nasıl kabul edilebilir ki!”  Bu yüzden, duası makbul bir kişi olmak isteyen Sa’d b. Ebû Vakkâs’a Resûlullah (s.a.s), “Yediklerinin helâl olmasına dikkat et ki, duaların kabul olsun.” tavsiyesinde bulunmuştur

BAZI MAKBUL DUALAR: Ana-babanın, yolcunun, mazlumun, adaletli yöneticinin ve oruçlunun duası, müminlerin birbirlerine yaptıkları dua, hac ve umre yapanların duası, Allah yolunda cihat edenlerin duası, üç aylarda yapılan dua, Cuma günü ve gecelerinde yapılan dua, iftar vaktinde yapılan dua, Arefe günü ve Arafat’ta yapılan dua, seher vakitlerinde yapılan dua, ezan okunduğu vakit ve ezan ile kamet arasında yapılan dua, yağmur yağarken ve Kâbe’yi görünce yapılan dua, namazda, secde halinde ve namazların ardından

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
%d blogcu bunu beğendi: